14 Temmuz’u anarken

Görülen o ki, Mazlum, Hayri ve Kemallerin zapt edilmez ruhu ve yenilmez iradesi Zap’ta ve Metîna’da, savaşın sürdüğü bütün cephelerde sonucu belirleyecektir.
Diyarbakır’da insanlık, din, hukuk adına herhangi bir değer geçerli değildi. Hedef bir halkı ve tutsakları şahsında onu yok etmek olunca geriye zorbalık ve örgütlenmiş kötülük kalırdı.

ZEKİ AKIL

14 Temmuz büyük Ölüm Orucunun üzerinden 40 yıl geçti. Bu geçen yıllar aynı zamanda süre giden savaşın ve direnişin yılları oldu. Türk devletinin zihninde ve eyleminde bir değişiklik olmadı. 12 Eylül faşist darbesiyle Kürt halkının dirilişini ve var olma arayışını sonlandırmak ve yeniden tarihin karanlıklarına gömmek istemişlerdi. Bugün de aynı hedefe doğru yürümeye devam ediyorlar. Dünya değişti, Kürtler değişti ama Kürtleri yok etme ve tarihten silme zihniyetleri ve stratejileri değişmedi.

1975’li yıllar Kürdistan’da devrimci çalışma ve örgütlenmenin canlandığı yıllar oldu. Özellikle önder Apo’nun çalışmaları, ideolojik yoğunlaşmaları ve bunu yayıp devrimci bir grup oluşturması Kürdistan’daki havayı değiştirmişti. Türkiye ve Kürdistan’da birçok grup vardı. Sol ve sosyalizm adına yoğun tartışmalar ve örgütlenmeler ortaya çıkmıştı. Türk devletinin asıl sahipleri bunları ezmek ve devleti yeniden dizayn etmek için harekete geçtiler. Ordu kendisini devletin sahibi, kurucusu ve kollayıcısı olarak tanımlıyordu. Bu açıdan gelişen toplumsal ve sosyal gelişmeler, değişim ve talepler onların çizdiği sınırlar dışına çıkamazdı. Hak arayışının, örgütlenme ve eyleme geçmenin sınırlarını ordu belirleyecekti. Sınırları zorlayanlara müdahale edilecek ve çizilen çerçevenin dışına çıkmalarına izin verilmeyecekti. Toplumsal ve siyasal gelişmelerin kendisi doğasında akmasına ve sorunların bu mecrada çözülmesine hep ket vurulmuştu.

İşin kötüsü ve en tehlikelisi bu defa toplumsal uyanışa ve hak arayışına Kürtler de dahil olmuştu! Üstelik Kürdistan’da PKK gibi devrimci hareketler de ortaya çıkmıştı. Devletin çizdiği sınırlar dışına çıkmış ve öz gücüne dayalı örgütlenmeye başlamıştı. Daha fazla kök salmadan ve deneyim kazanıp toplumsallaşmadan müdahale edilmeliydi. Ayrıca sol ve sosyalizm NATO’nun da hedefindeydi. Bu açıdan 12 Eylül darbesi NATO ve emperyalist güçlerin desteğine de sahipti.
Generaller darbe için düğmeye bastıklarında karşılarında direnecek bir güç bulmadılar. Sol örgütler ve demokratik kurumlar hızla tasfiye edildi. Toplum teslim alındı. Örgütlü yapılar dağıtıldı. Anayasa ve yasalar yerine generallerin söyledikleri geçti. Darbeciler önlerinde durulmaz ve istediklerini yapar konuma geldiler. Bu üstünlük ve moralle cezaevlerine yöneldiler. Cezaevlerinde büyük bir kadro gücü ve devrimci birikim vardı. Türkiye’yi uzun yıllara göre dizayn etmeyi planladıklarından içeride de olsa hiçbir çıkıntı ve engel bırakmak niyetinde değillerdi. Bu açıdan korkunç işkenceler ve imha konseptiyle cezaevlerine yöneldiler.

Diyarbakır cezaevi PKK’nin öncü kadrolarından da bulunduğu önemli bir merkezdi. Kürdistan’da devrimci mücadelenin en yoğun gelişti bölge Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Batman’dı. Bu bölgeler de 7. Kolorduya bağlıydı. Kolordunun merkezi de Diyarbakır’dı. Dolayısıyla askeri hapishane ve mahkeme de oradaydı. Diyarbakır zindanı bu açıdan faşist yönetimin öncelikli hedefi oldu. Kürtleri tarihten silmek ve PKK gibi örgütleri ortadan kaldırmak için saldırılar organize edildi. Gestapo’nun şeflerine rahmet okutacak Esat Oktay Yıldıran gibi ırkçı subaylar Diyarbakır zindanına atandı.
Diyarbakır’da insanlık, din, hukuk adına herhangi bir değer geçerli değildi. Hedef bir halkı ve tutsakları şahsında onu yok etmek olunca geriye zorbalık ve örgütlenmiş kötülük kalırdı. Diyarbakır zindanı da insanlık tarihinde az görülür bir zulüm ve soykırım merkezi oldu. Kötülüğüyle zaten dünyada da nam saldı. Dünyadaki en kötü on cezaevi arasına girdi.
Tutsaklar sınır tanımaz bir işkence ve kuşatma altına alındılar. Cezaevi dünyadan tecrit edildiği gibi içeride tutsaklar da birbirinden tecrit edildiler. Aylar, yıllar süren korkunç yönelimler. Çıkan cesetler. Kimse ne oluyor ne yapıyorsun demiyordu. Tutsaklar itirafçılığa, pişmanlığa zorlanıyorlardı. Bitmiş, yenilmiş, iradesi kırılmış bir yapı oluşturmak istiyorlardı. PKK ve Kürt halkı yine betona, mezara gömülüp üstü örtülecekti. Yok edilmiş Kürt halkı üzerinden zaferlerini ilan edeceklerdi.

14 Temmuz büyük Ö. Orucu soykırımı hedefleyen, insanlık onurunu ortadan kaldıran bu plana karşı yenilmez iradenin ve kendini adamanın adı oldu. İnsanın en zor ölüm biçimini göğüsleyerek ve yaşamını bir mermi gibi faşist güruhun üzerine atarak halkını ve partisini savunma, yenilmez kılma onuru da 14 Temmuz kahramanlarına nasip oldu. 14 Temmuz yaşamını veren ama ruhunu ve iradesini erişilmez kılanların eylemidir. Faşizm kötülük yapabilir, öldürebilir ama teslim alamaz, yenemez diyenlerin desturu oldu 14 Temmuz.

14 Temmuz tarih olmadı. Türk devleti aynı soykırım planlarını süreklileştirdi, güncelleştirdi. Bugün de aynı kafa ve niyetle Kürtlere saldırılıyor. Zindanlar yine Kürtlerle doldurulmuş. Kenan Evren yerini Bahçeli ve Erdoğan ikilisi almış. Uçaklar, helikopterler ve toplarla Kürtlere ölüm yağdırılıyor. Çok Kürt öldürmekle övünür olmuşlar. Kürtlere saldırının alanı ve kapsamı genişlemiş. Çünkü önder Apo’nun Kürt halkını örgütlemesi ve büyüyen gücü karşısında Türk faşizminin saldırılarının kapsamına Güney ve Rojava Kürdistan’ı da girmiş. Tıpkı 14 Temmuz döneminde kimse bu halka niye bu kadar saldırıyorsun, bu kadar uçak, tank, top kullanıyorsun demiyor. Kürtler büyük bir ateş altında.

Kürdistan’da 14 Temmuz ruhu hala geçerliliğini koruyor. Zap ve Metîna’da, saldırı bölgelerinde Kürdistan’ın kahramanları uçaklar ve gelişmiş ölüm makinaları karşısında yenilmez bir irade ve ruhla savaşıyor, direniyorlar. Görülen o ki, Mazlum, Hayri ve Kemallerin zapt edilmez ruhu ve yenilmez iradesi Zap’ta ve Metîna’da, savaşın sürdüğü bütün cephelerde sonucu belirleyecektir. Kürdistan halkı savaşa katıldığı oranda da zafer yakınlaşacak ve düşmandan hesap sorulacaktır.

Yeni Özgür Politika

İlginizi çekebilecek yazılar

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü