19 Aralık hapishaneler katliamı / Ulaş Kaya

TC devleti kurulduğundan bu yana hapishaneler, siyasi tutsaklarla hakim sınıfların hapishanedeki temsilcisi yöneticileri ve kolluk güçleri arasında mücadele, savaşım alanı olagelmiştir. 19 Aralık 2000 saldırısından önce de hapishanelere yönelik saldırılar olmuştur. 1991 yılında çıkarılan ” Terörle Mücadele Yasası” ve 1996 yılında yayınlanan hapishanelerle ilgili genelgeyle hapishanelerin işkence, saldırı ve hak ihlallerinin tavan yaptığı bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirebiliriz.

Yakın tarihimizde ilk kez Eskişehir hapishanesi F Tipine çevrildi. Devrimci tutsaklar buna karşılık başta Eskişehir F Tipinin kapatılması ve genelgenin tümden iptali için ölüm orucu başlattılar. 69 gün süren ölüm orucu eyleminde 12 devrimci tutsak güneşe uğurlandı. Devrimci tutsaklar belirli haklar kazansalar da kısa bir süre sonra Buca, Ümraniye ve Diyarbakır hapishanelerine yapılan baskınlarda 17 devrimci, yurtsever tutsak katledildi.

1997 yılında ağustos genelgesi olarak bilinen ve içeriği F Tipi hapishanelere geçiş olan yeni bir genelge yayınlandı. F Tipi hapishanelerinin yapımına başlandığı 26 eylül 1999 tarihinde Ankara Ulucanlar hapishanesine düzenlenen saldırıda 10 devrimci tutsak katledildi. Bu tarihten sonra da hapishanelere yönelik saldırılara ara verilmeden devam edildi.

2000 yılında devrimci tutsaklar hapishanelere koğuş sistemi yerine F Tipi hapishanelerin getirilmek istenmesine karşılık süresiz açlık grevine başladılar. F Tipleri devrimci iradeyi kırmak amacıyla devrimci tutsaklar için yapılan tecrit hücreleriydi. Açlık grevleri 45. günden itibaren ölüm orucuna dönüştürüldü. Eylemin büyümesi, gelişmesi sonucunda devlet daha önceden de hazırlıklarını yaptığı operasyon kararı alındı.

19/22 Aralık tarihleri arasında aynı anada 20 hapishaneye düzenlenen askeri operasyonda 28’i devrimci tutsak ve 2 de asker yaşamını yitirdi. Askerlerin yine askerlerin silahlarından çıkan kurşunlarla yaşamlarını yitirdikleri sonradan yapılan otopsi sonucu ortaya çıktı.

19 Aralık saat 04;00 ‘da 20 ayrı hapishaneye aynı anda askeri operasyon başlatıldı. Türkiye’nin en yakın tarihindeki en kanlı hapishane operasyonu olarak tarihe geçen bu operasyonun amacı; F Tipi hapishanelere devrimci tutsakları doldurmak amaçlıydı. 

Akşam saatlerinde TV’lerde konuşan dönemin Adalet Bakanı S. Türk ”Asıl amaç, ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamaktır” diyordu. Düzenin başbakanı B. Ecevit ise bu operasyon için ” Teröristleri kendi terörlerinden kurtarma ” olarak adlandırmıştı. Bundan dolayı da zaten adına ”Hayata Dönüş” denilmişti. Ama gerçek adı ”Tufan”dı.

Düzenin başbakanı B. Ecevit IMF ile yapılan stand_by anlaşması imzalandıktan kısa bir süre sonra ”Hapishaneler sorununu çözmeden geleceğe güvenle bakamayız” diyerek hizmet ettiği hakim sınıflara karşı emekçi halkta oluşacak tepkiler için böyle bir saldırı yürütmesinin gerekliliğine işaret etmişti.

Bu askeri operasyona 10 bin üzerinde asker katılmış ve operasyon tek merkezden idare edilmiştir. Operasyonda her türlü ateşli silah kullanılmış hatta Bayrampaşa hapishanesi C1 koğuşunda kalan kadın tutsaklardan 5 kadın tutsak bilinmeyen yanıcı gazlarla koğuşlarında yakılarak kömüre dönüştürülmüştü.

Ölüm oruçlarında, Açlık grevlerinde olan devrimci tutsaklar bedenlerini siper ederek, marşlarla saldırılara yanıt oldular. Hakim sınıflarının komutanlarının ”teslim ol” çağrılarına devrimci marşlarla yanıt oldular. Devletin faşist güçlerine karşı devrimci iradeyle, marşlar söyleyerek bedenlerini siper eden devrimci tutsaklardan bu çatışmalarda güneşe uğurladıklarımızı burada anarak devam edelim; ” Y. Güder Öztürk, Fırat Tavuk, Ali Ateş, Aşur Korkmaz, Özlem Ercan, Şefinur Tezgel, Nilüfer Alcan, Gülser Tuzcu, Seyhan Doğan, Mustafa Yılmaz, Cengiz Çalıkoparan, Murat Ördekçi, Ahmet İbili, Alp Akça Akçagöz, Ercan Polat, Umut Gedik, Rıza Poyraz, Fidan Kalsen, İlker Babacan, Fahri Sarı, Sultan Sarı, Murat Özdemir, Ali İhsan Özkan, İrfan Ortakçı, Hasan Güngörmez, Yasemin Cancı, Berrin Biçkiler, Halil Önder ve ölüm orucunda güneşe uğurladığımız Nergiz Gülmez ve Muharrem Horoz”

Devrimci tutsakların F Tipi hapishanelere taşınmasından sonra da ölüm orucu devam ettirildi. Bu eylem ve direnişlerin sonucunda 122 devrimci tutsak yaşamını yitirirken 500’e yakın devrimci tutsak ileri derecede Wernicke Korsakoff hastalığına yakalandı (zorla müdahale sonucu) ve halen tedavisi mümkün olmayan bu hastalıkla yaşamlarını sürdürüyorlar.

Günümüzde de AKP/MHP faşist iktidarı ülkeyi açık faşizmle yönetiyor. İnsan hakları ihlallerinin en ağır yaşandığı yerlerin başında hapishaneler geliyor. Hapishaneler hiç olmadığı kadar dolu. Ülke bir bütün hapishaneye dönüştürülmüş bir durumda .İşkence hapishanelerde olağan bir hal almış, çıplak aramalar, tecrit olağan durumda. PKK önderi Abdullah Öcalan 22 yıldır bir adada tecrit altında tutuluyor.

2021’in başından bu yana Hapishanelerde 4 bin 930 hak ihlali yaşandığı, en az 52 tutuklunun işkenceye uğradığı, 39 tutuklunun da bilinen nedenlerle(!) yaşamını yitirdiği, 15 hasta tutuklunun tedavi edilmeyerek yaşamını yitirdiği İnsan Hakları raporuna yansıyanlar. Koronavirüs salgını nedeniyle de bakımsızlıktan 17 kişinin hapishanelerde yaşamını yitirdiği, 604’ü ağır hasta olmak üzere 1605 hasta tutuklu ve hükümlünün bulunduğu ve ağır hastaların tahliye edilmeyerek hapishanelerden tabutların çıktığı bu aynı raporda yer almaktadır.

Hapishanelerdeki işkencelere son bir örnek olması açısından Garibe Gezer örneğini verebiliriz. Tutuklu olduğu Kandıra F Tipi Kapalı hapishanesinde daha iki gün önce yitirdiğimiz Garibe Gezer;

Hapishanede uğradığı tecrit, işkence ve kötü muamele sonucu tek kişilik hücrede yaşamını yitirdi.

F Tipi hapishanelerden sonra şimdi de adına S Tipi adını verdikleri hücre tipi hapishaneleri Antalya, Manavgat, Samsun … gibi yerlerde yapımına başlandığını müjdelemiş AKP/MHP faşsit iktidarı. Tamamen izole edilmiş şekilde müebbet almış hükümlülere yönelik hapishaneler. Bu tutukluları kimliksizleştirmek, iradesizleştirmektir. Böyle bir cezalandırma yöntemi dünyanın hiç bir yerinde yoktur.

Bugün devrimci ve yurtsever tutsaklar F Tipi hapishanelerde tecrit koşullarında yaşamaya devam ediyorlar. F Tipi hapishanelere son vermenin , tecriti yok etmenin başlıca yolu ise dışarıdaki mücadeleden geçer.

Ülkede yaşanan tüm bu olumsuzluklar içerisinde komünistlerin, devrimcilerin, Kürt ulusal kurtuluş hareketinin faşist diktatörlüğe karşı ortak mücadelesine de tanıklık ediyoruz.

Bu ülkede direnişlere de tanık oluyoruz. Direnişin olduğu yerde umut yeşerir, mücadele yükselir.

İlginizi çekebilecek yazılar

Tags:

Benzer Yazılar

Menü