HDP’nin ittifak politikası yanlış mı? / Ferda Çetin

AKP-MHP ortaklığı 20 Şubat 2018’de inşa edildi. Bu ortaklığın esas harcı Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan ve Bahçeli, “Türklüğün yaşaması için Kürtlüğün mutlak anlamda yok edilmesi gerekir” fikriyatında tam mutabıktır.

AKP/MHP iktidarı bir özel savaş hükümetidir ve hükümeti ayakta tutan da bu özelliğidir.

Fakat AKP-MHP iktidarı sadece iki partinin ortaklığı ile yürümüyor. Kürt düşmanlığı konusunda TSK, MİT, CHP, İYİ Parti, DEVA partisi, Perinçek ve Sahte Türkiye Solu’nun da içinde yer aldığı daha geniş ve daha büyük bir ortaklık söz konusudur.

Türk Ordusu’nun, Kemalist-seküler-modernist ilkelerinden taviz vermesi; CHP ve İYİ Parti’nin kendi tabanlarını AKP/MHP iktidarını zorlayacak eylem ve etkinliklerden sakınmaları; kendisini “Sol” diye tanımlayan kimi örgütlerin Kürt halkından ve HDP’den uzak durma politikası, esasında Kürt düşmanlığı temelinde gelişen devlet aklının gereğidir.

Ortaklaşarak bir referandum, bir genel seçim, bir yerel seçim geçiren AKP/MHP ortaklığının büyük bir güç kaybı yaşadığı; siyasal, sosyal ve ekonomik alanda yaşanan sorunların birbirini tetikleyerek devasa bir krize dönüştüğünü artık kimse inkar etmiyor. İktidar medyası, AKP ve MHP yöneticileri de krizin varlığını itiraf etmekle birlikte, krizi “dış güçlerin” çıkardığı yalanına sığınmaktadır.

Böyle bir tabloda, CHP/İYİ Parti bloku programı, ideolojisi ve zihniyeti ile AKP/MHP iktidarının alternatifi ve “gelecek güzel günlerin” habercisi değildir. Bu da gayet açık ve net bir hakikattir.

Türkiye’de, seçim tartışmalarının esas gündem olduğu bu süreçte, her iki blokun tek başına iktidar olamayacağı; tek adam rejiminin sürüp süremeyeceğinin ancak HDP’nin tercihi ile mümkün olacağı da anlaşılmıştır. Bu dengeyi bozacak ve kilidi açacak yegane güç HDP’dir.

Tam da bu noktada Erdoğan iktidarı, sinsi bir politika ile HDP’yi yalnızlaştırarak elindeki bu “anahtarı” kapmak istiyor.

Tayyip Erdoğan, kumar masasında oturan ve “eli kötü kumarbaz” konumundadır. Renk vermeden ve kaybedeceğini bile bile oynamaya devam ediyor. Onun amacı, kendisinin düzelmesi imkansız olan elini iyileştirmesi değil, diğer oyuncuların da elinin bozulmasını beklemektir.

AKP ve Erdoğan, bir taraftan “HDP’nin Kürtçülük yaptığını, kimlik siyaseti güttüğünü” tekrarlıyor, diğer yandan “HDP’nin Türkiye Solu’nun denetimine girdiğini, Kürtlerle ilgilenmediğini” propaganda ediyor.

“HDP’nin Kürtçülük yaptığı, Türkiye’nin meseleleri ile ilgilenmediği” propogandasına CHP, İYİ Parti, ÖDP (Sol Parti), Perinçek ve TKP de katılarak, HDP’nin marjinalleştirilmesi için destek veriyor.

“HDP’nin ‘Türk Solu’nun etkisine girdiği, Kürtlerle ilgilenmediği” tezini de AKP ve Erdoğan’dan daha çok KDP, HÜDAPAR, KDP’nin Türkiye’deki partileri, Metiner, Miroğlu, Tan gibi devşirilmiş kişiler yapıyor.

“HDP Türk Solu’na teslim oldu” yaygarasını koparan cazgırların bir bölümü ise, bir zamanlar PKK’de üst düzey sorumluluk yapmış, sonradan ‘etkin pişmanlık’ göstererek ailelerine ve sisteme dönüş yapan ‘rütbeli’ tatlı hayat kaçkınlarıdır.

Bu kesimler hem PKK’ye hem HDP’ye karşıttır. Bunlar KDP ve Barzani dostu oldukları halde, Türkiye’de seçime giren KDP yanlısı Kürt partilerine tavsiye ve öneride bulunmamaktadır. Bu kesimin amacı, HDP’yi destekleyen Kürt yurtseverlerde kafa karışıklığı yaratmaktır.

Son günlerde, “HDP seçmeni ve yurtsever” kimi bireyler de bilmeden ve farkında olmadan bu politikaya hizmet ediyor.

Diğer kategorilerden tamamen farklı ve iyiniyetli oldukları şüphe götürmeyen “içerideki bu kesim”, diğer gruplardan daha fazla kafa karışıklığı yaratıyor.

HDP çizgisine ve programına açıktan karşı çıkmadıkları halde, HDP’nin ittifak arayışlarını ve görüşmelerini anlamsızlaştıran, HDP ile birlikte hareket eden güçleri hedef haline getiren değerlendirme ve öneriler geliştiriliyor.

HDP’nin kuruluşundan itibaren içinde, merkez yönetiminde, il ve ilçe yönetimlerinde, eylem ve etkinliklerinde yer alan sol-sosyalist grup ve çevreler görmezden gelinerek, herkes toptancı bir mantıkla “Türk Solu” torbasına atılıyor.

Değerlendirme, analiz ve eleştiriler yapılırken kuruluşları, programları, ittifakları, ilkeleri ve pratikleri birbiri ile taban tabana zıt parti ve örgütleri “Türk Solu” kavramı altında tanımlamak başlı başına sorunlu ve yanlıştır.

Çünkü bu hareketlerin bir bölümü açıktan ulusların kaderlerini tayin hakkına, Kürdistan’ın özgürlüğüne, Kürt halk Önderi Öcalan’a, PKK’ye ve HDP’ye karşıt ve düşmandır. Ve esasında bunlar gerçek anlamda “Sol” ve “Sosyalist” de değildir.

Türkiye Solu’nun önemli bir bölümü ise ideolojik-politik farklılıkları ile birlikte, Kürt halkının özgürlüğünü savunmakta ve mücadelesine destek sunmaktadır.

Söz ve oy ile hesaplanmayacak bu destek işkencehanelerde, zindanlarda, Kürdistan dağlarında, Rojava’da, Şengal’de canını ortaya koyarak ve onlarca şehadetle kanıtlanmış, stratejik değerde çok kıymetli bir ortaklıktır. Bunun seçim ve oy hesaplarına tedavül edilmesi ise sadece yanlış değil, ayıptır.

Bunun dışında Türkiye Sol hareketi mensubu iken, aynı zamanda HDP Merkezinde, il ve ilçe yönetimlerinde, Kürt kurum ve derneklerinde yöneticilik yaptığı için yüzlerce insan hala cezaevlerindedir. Binlercesi yargılanmakta, binlercesi ceza tehditi altında sürgündedir.

Türk milliyetçiliğinin, ırkçılığın, Kürt düşmanlığının tavan yaptığı bir zaman diliminde, Kürt halkının yanında ve onlarla birlikte sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadele eden ve her şart altında insanlığın değerlerini korumayı bilen bu insanlarla oy ve sandık hesabı mı yapılacaktır?

Ayrıca ve bütün bunlardan daha önemlisi HDP sadece oy hesapları yapan bir düzen partisi değildir, olmamalıdır da. HDP’nin çoğulculuğu esas alması seçim taktiği değil, programının gereğidir.

HDP’nin ittifakları içinde; Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Araplar, Çerkesler, Lazlar, Gürcüler, Türkler, Êzîdîler, Aleviler, Mütedeyyin Müslümanlar, feministler, Sol-Sosyalist örgütler, sendikalar, dernekler, HDP dışındaki Kürt Partileri vb. birçok grup ve temsilci yer almaktadır. Bu gruplar, sahip oldukları oylar ve topluluğun nüfus oranı üzerinden değil, toplumsal ve sosyolojik gerçeklik üzerinden temsil edilirler.

HDP ile ortaklık yapan grup, örgüt ve partilerin (Kürt partileri de dahil) bazı konularda farklı düşünmeleri, itirazları, çekinceler ileri sürmeleri bu ortaklığın doğası gereğidir ve gayet normaldir.

Dolayısıyla bugünlerde, bazı kesimler tarafından bilinçli bir şekilde tekrarlanan, “Türk Sol’u HDP’nin yakasından düşsün”, “ne kadar oyları var ki?”, “herkes oyları kadar konuşsun” sözleri ideolojik bir sapmanın ifadesidir.

Bu sapma, HDP’yi yalnızlaştırmak üzere, AKP Hükümeti’nin geliştirdiği yalnızlaştırma politikasına hizmet etmektedir.

HDP zindandaki ve dışarıdaki Eşbaşkanları, vekilleri, belediye Eşbaşkanları, il ve ilçe yöneticileri ve seçmenleri ile son 10 yılda muazzam bir mücadele verdi.

Maruz kaldığı devlet terörü, yargı-mahkeme entrikaları, kayyum ve fezleke düzenbazlıkları, gözaltı ve tutuklamalara rağmen inancını, gücünü korudu ve bugünlere geldi. HDP’nin yerinde AKP veya CHP olsaydı şimdiye kadar on kez kapısına kilit vurulmuş ve siyaset sahnesinden silinmiş olurdu.

HDP kendi kuruluş amacına, program ve ilkelerine her şart altında bağlı kaldığı için halk da HDP’yi sahiplenmekten ve desteklemekten vazgeçmiyor. Bu ilişkinin sonucunda HDP, bugün Türkiye’deki siyasetin belirleyeni konumuna gelmiştir.

Yapılması gereken, HDP’nin mevcut bileşen ve ittifaklarını küçümsemek ve bunlardan vazgeçilmesini istemek değil, bu ittifakların dışında kalan veya katılması gereken yeni güçlerin katılımını teşvik ederek daha büyük ittifaklar gerçekleştirilmesini sağlamak olmalıdır.

Yeni Özgür Politika

İlginizi çekebilecek yazılar

Tags:

Benzer Yazılar

Menü