İşçiler “Bağımsız” Sendikalarda mı Örgütlenmeli? / Hayrettin Bakış -2

 Dünya ölçeğinde finans kapitalin dönüşümü, yeni araçlarla kendini yeniden örgütlemesi ve sınıfın kazanılmış tüm haklarına yönelerek içine girdiği yönelim, krizin başat nedeni durumunda.

Çok uluslu şirketlerin, üretim sürecinin ve iş gücü piyasasının yeniden yapılandırılmasına yönelik söz konusu adımlarının önünde durabilecek yegane güç açık ki devrimci, komünist güçlerdir. 2000 sonrasında gerek coğrafyamızda gerekse de yerkürede kimi dönemsel çıkış ve parlamalar olsa da devrimci-komünist hareketin gerileme sürecini yaşadığını biliyoruz.

Öncü örgütlü kuvvetlere yönelik “kazanma umudunu yok etmeye” hedefiyle ideolojik saldırıyla kol kola yürüyen fiziki imha, küresel çapta önemli bir aşama kaydetmiş durumda. Devrimci-komünist harekette ideolojik bir merkez olamama, örgütsel düzeyde yaşanan gerileme ve bu durumdan nasıl çıkılacağına dair devam eden belirsizlikler, işçi sınıfı hareketinin de derin bir bunalım içinde debelenmesini beraberinde getirdi.

Emperyalist kapitalist burjuvazinin bütünlüklü taarruzuyla açığa çıkan, pandemiyle beraber yeni bir noktaya ulaşan sürecin kavranamaması, analiz edilememesi, devrimci-komünist güçler ve işçi sınıfı hareketinde ağır bir bunalım halini yaşatmaktadır.

Sınıfla teması ciddi düzeyde azalmış bir devrimci-demokratik hareket gerçekliği ile karşı karşıyayız. İşçi sınıfı hareketinin patronlarla mücadelesinde kaderinin, devrimci-komünist hareketle sıkı sıkıya bağlı olduğu bugün tekrar açığa çıkmış durumda.

Proleter hareketin perspektifi, sınıf hareketinin gerçekliği ile başta kendisi olmak üzere devrimci güçler arasında bir ilişki kurma yönlüdür. Sınıf hareketine dair eleştiriler, eleştiri konusu tabloyu değiştirmeye dair etkin, güçlü bir çalışmayı koşullamalıdır.  Aksi durumda yapılan her eleştiri, söylenen her söz suya yazılacaktır.

İşçi sınıfı hareketi, sermayenin yönelimleriyle coğrafyamızda geleneksel maddi zeminini, 10-15 yıllık süre içinde önemli oranda kaybetmiştir. Biliyoruz ki Türkiye, T. Kürdistanı’nda sendikal hareket büyük oranda kamuda örgütlenmiştir. Bu durum gerek memur gerekse de işçi sendikaları açısından böyledir.

Nitekim KİT’lerin 2001’den itibaren IMF’nin direktifleriyle, Kemal Derviş yönetiminde, özelleştirilmesine yönelik uygulanan yol haritasıyla bu alanda sendikal hareket büyük bir erime yaşamıştır. Özellikle de sendikal hareketin önemli bir gövdesini oluşturan belediyeler başta olmak üzere kamuda siyasi iktidarlardaki değişimle birlikte yaşanan dalgalanmanın nedeni de budur.

PETKİM, SEK, Türk Telekom, TEKEL, SEKA, Gübre ve Şeker fabrikaları vb. KİT’lerin özelleştirilmesi ve işgücü piyasasının alabildiğine esnek ve güvencesiz hale getirilmesiyle açığa çıkan tabloya sendikal hareket hazırlıksız yakalanmıştır.

Kimi yol açan örnek çıkışlar, anlamlı ve tarihsel önemdeki kazanımlar olsa da genel tablo bu şekildedir.

Sermaye karşısında kolektif dayanışma ve birlik

AKP iktidarının sendikal harekete yönelik ağır tehdit ve baskısıyla birlikte bu alanda kendi yandaşlarını örgütlemesi ve üretim sürecinde yaşanan değişimlerle birlikte sendikal harekete; bu alanları birer ranta çeviren, elindekini korumak adına sermaye ve devletle iyi ilişkiler kurmayı marifet belleyen bir çizgi damgasını vurmuş durumdadır.

AKP iktidarının organik güdümündeki Hak-İş, daha genel bir pencereden sermaye adına sınıfı zapt-u rapt adına almayı kendine görev edinen Türk-İş yönetimi ve CHP’nin arka bahçesi durumundaki DİSK’e ilişkin genel tablo budur. Hak-İş’i bir başka paranteze alırsak devrimci söylemleri öne çıkaran ve geçmişin değerli birikimine yaslanan DİSK için de tablo farklı değildir.

Urfa, Antep ve Adıyaman’da tekstil işçilerinin örgütlenmesi ve bölgedeki kazanımları karşısında patronlarla anlaşarak direnişleri örgütleyen temsilcisini görevden alan DİSK-Tekstil Sendikası’nın son pratiği bu tutuma basit bir örnektir.

Birkaç yıldır tekstil, metal, inşaat, gıda ve depo-lojistik vd. işkollarında farklı bölgelerde açığa çıkan direnişlerin önemli oranda işçilerin özgün çabasıyla gerçekleştiğini, sendikaların kapısının işçiler tarafından çalındığını, deyim yerindeyse sendikaların örgütlenmeye işçiler tarafından zorlandığını söylemek yanlış olmaz. 24 Ekim Kartal mitinginin çağrıcısı direnişçiler örneğinde de bu gerçek açıkça karşımıza çıkmıştır.

Sendikalar harekette yaşanan tıkanma, direnişleri örgütleyen öncü işçilerin sendikal bürokrasinin, sendikanın içeri girmesi adına işten çıkarılmasına onay vermesi, fabrikalarda sendikaların kurduğu hiyerarşi ve bürokrasi, sınıfı farklı arayışlara yöneltmiştir. Daha doğru bir ifade ile devrimci, ilerici kimi güçlerin mevcut sendikalara tepki olarak alternatif sendikaları kurmalarına zemin sunmuştur. İnşaat, depo, metal, tekstil, perakende, lojistik vb. iş kollarında “bağımsız” sıfatıyla kurulan sendikalar, sarı sendikal anlayıştan, bürokratik sendikacılıktan bunalan işçiler için bir başvuru adresi olabilmektedir.

Ne var ki bu durum geçici olmaktadır. Sınıfın dinamik bu kesimlerinin enerjisi ve direnci bir noktadan sonra sönümlenmekte ve kalıcı bir kazanıma dönüşememektedir. Proleter perspektif, herhangi bir direniş, eylem ve greve, işçi sınıfının toplam kolektif kazanımından bakmalıdır. Aslolan sınıfın patronlar karşısında kolektif, uzun vadeli kazanımları ve bunların kalıcılaşmasıdır. TÜSİAD, TOBB, TİSK, MÜSİAD vb. çok sayıda adreste sıkı bir şekilde örgütlenmiş sermaye karşısında sınıfın olabildiğince tek bir çatı altında, tek bir konfederasyonda bir araya gelmesi, yürüteceği savaşımda kazanım elde edebilmesi açısından son derece önemlidir. “Bağımsız” sendikaların örgütlediği, değerli çaba ve emeklerine karşın uzun süre devam ettirememelerinin ve sınıf adına kalıcı bir örgütlenme yaratamamalarının nedenlerinden biri sermaye karşısında sendikal hareketin kolektif dayanışma ve birliğinin sağlanamamasıdır.

Kuşkusuz Hak-İş’te AKP’li, Türk-İş’te ulusalcı muhafazakar, hele Türk Metal’de milliyetçi olmayan bir işçinin işyerinden başlamak üzere yukarıya doğru sendikal alanda kendini var etmesi kolay değildir. Ancak bu zorluk, sınıfın içinde uzun erimli, sabırlı, işyeri merkezli, çalışma alanının örgütlenmesi hedefi ile pekala aşındırılabilir değiştirilebilir, değiştirilmelidir de.

İşyeri, fabrika veya atölyelerin örgütlenmesi…

Kamuoyuna yansıyan ve herhangi bir konfederasyon ile bağı olmayan “bağımsız” sendikalar, sendikal bürokrasinin ağır baskısı altındaki sendikal hareket açısından daha canlı ve diri bir tablo çiziyor olsa da orta ve uzun vadede, sınıf kolektif kazanımları açısından bu enerjinin mevcut sendikaların örgütlenmesine ve içeriden değiştirilmesine vakfedilmesi daha doğru olacaktır.

Tartışmanın bir başka önemli yanı da sendikal bürokrasiye, her biri bir siyasi anlayışla özdeşleşen sendikal gerçekliğe alternatif olarak kurulan “bağımsız” sendikaların her birinin esasında bir devrimci, ilerici kurumun çoğunlukla doğrudan etkisi altında olmasıdır. Bu, kimi sendikalarda farklı devrimci yapıdan bir işçinin bırakalım yönetime girmesini, işyeri temsilcisi bile olmasının imkansız olduğu bir biçimde yaşanmaktadır. Başka bir deyişle “bağımsız” sendikalar, eleştirisini yaptıkları sendikal tablonun bir benzerini farklı bir biçimde yaşama geçirmektedir.

Burada bir parantez açarak ifade etmeliyiz ki, bu yaklaşımımız mevcut konfederasyonlar dışında asla başka bir seçeneğin tartışılamayacağı anlamına gelmez. İşçi sınıfı hareketi, dipten dalga öyle bir noktaya gelir ki, gelişiminin önündeki statükocu sendikal yapıyı fırlatıp bir kenara atar. Nitekim, Türk-İş içinde sınıfın direniş dinamikleriyle güçlü bağlar kuran sendikaların, hak odaklı mücadelesi DİSK’i açığa çıkarmıştır. Daha doğrusu Türk-İş yönetimi o gün DİSK’i kuran sendikaları tasfiye etmiştir.

Sınıf çalışmasında bizim için temel olan, işyeri, fabrika veya atölyelerin örgütlenmesi olmalıdır. Sendikal çalışma veya örgütlenme, bu yapının üzerine inşa edilmelidir. İşçilerin taban inisiyatifleri ve işyeri komiteleri; işyeri temsilciliğini, sendika şubelerini ve genel merkezi değiştirmek için temel yapı taşıdır. Burada meselenin düğümlendiği nokta sınıfın taban inisiyatifi ve işçinin örgütlenmesidir.

Sınıfın, sendikal bürokrasiye karşı mücadelesinde şiarı, sınıfın örgütlü tüm kesimleriyle, farklı bölükleriyle birleşerek mücadele etmek ve kazanmak olacaktır!

Özgür Gelecek

İlginizi çekebilecek yazılar

Tags:

Benzer Yazılar

Menü