Kobanê’den geriye kalan / Ferda Çetin

  • Kobanê ve Rojava savaşlarında, El Kaide ve DAİŞ çeteleri yenilgiye uğratılmış ve tüm insanlık için büyük bir tehlike bertaraf edilmiştir. Bu gerçek, dünya kamuoyu tarafından da bilinmekte taktir edilmektedir. Ancak hala anlaşılmayan başka gerçekler de var.

Görüntüler Kobanê’den.

DAİŞ çeteleri ve destekçilerine karşı Kobanê’yi savunurken şehit düşenler…

Neredeyse Kobanê’nin yerleşim alanı kadar bir alanda, düzenli sıralar halinde yüzlerce mezar.

Kötülük, çirkinlik ve barbarlık kazanmasın diye hayatlarını feda edenler…

Bu mezarların büyük bir bölümü, o kuşatma günlerinde kendilerine methiyeler ve övgüler dizilen; bugün de öldürülmeleri için başlarına milyon dolar para ödülleri konulan PKK’lilere ait.

Kobanê, direniş hikayesi ile Numercia (Numantia)’ya benziyor. Numercia, İspanya’da, bugünkü Soria kenti yakınlarında, M.Ö. 2. yüzyılda kurulan küçük bir kasaba. Numercia, M.Ö.153 yılından başlayarak, aralıksız bir biçimde Roma saldırıları altında yaşamış. Direnmiş ve Romalılara teslim olmamış.

M.Ö.134 yılında ve on üç aylık bir kuşatmanın ardından, tüm savaşçılarını kaybeden, yiyecek ve içecekleri tükenen Numantia halkı, kasaba meydanında toplanmış ve ne yapacaklarını tartışmışlar. Romalılara teslim olmaktansa kendileri ile birlikte Numercia’nın tamamını yakmaya karar vermişler.

Nitekim Roma ordusu şehre girdiğinde büyük bir kül yığını dışında hiçbir şey bulamamış.

Çünkü Numertia halkı baş eğmeyi bilmiyor, köleliği tanımıyormuş.

Kobanê özgürleştirildiğinde şehir meydanında kocaman bir kül yığını yoktu, ama ayakta kalan tek bir bina da yoktu.

Kobanêliler ve Kobanê için savaşanlar, kentin büyük bir harabeye dönmesini, dinci-faşist barbarların bu kente sahip olmasına yeğlemişti.

Kobanê’nin DAİŞ tarafından kuşatıldığı dönem, Türk devleti açık bir biçimde El Kaide türevlerini ve DAİŞ çetesini destekliyordu. Kobanê’de DAİŞ’in kazanması, Türkiye’nin kazanması anlamına geliyordu.

26 Eylül 2014 günü Türkiye’nin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Urfa Belediye Başkanı, Urfa Valisi ve AKP milletvekilleri, mehter marşı eşliğinde Urfa’yı bir baştan bir başa yürüdüler. Daha sonra bütün şehir halkına yetecek yemek kazanları kuruldu, yemekler tatlılar ikram edildi. Ne için yapıldığı söylenmese de, büyük ve yakın bir zafer için büyük bir kutlama yapıldığı açıktı.

Bir Kürt kentinde, mehter marşı eşliğinde yürüyen bu zevat, DAİŞ çetesinin Kobanê’yi ele geçirdiğinden emindi.

Nitekim on gün sonra, 7 Ekim 2014 günü, Tayyip Erdoğan da kendinden emin bir şekilde, “Kobanê düştü düşecek” diyordu.

DAİŞ yenildi. DAİŞ yenildiği için DAİŞ’i destekleyen Türkiye de yenilmiş oldu.

Böylece, “sabah sınırdan girer öğlen namazını Halep’te, ikindi namazını Şam’da kılarız” balonu da patlamış; Türkiye de DAİŞ de boyunun ölçüsünü almıştı.

Türkiye, Kobanê hezimetinden iki yıl sonra, 24 Ağustos 2016 günü, güya DAİŞ’in elindeki Cerablus’u almak üzere Cerablus’a girdi. Bu giriş, ABD’nin planı ve desteği ile gerçekleşen, “yenilgiden sonra Suriye’ye yeniden giriş” operasyonu idi.

Nitekim, Türk ordusu ile DAİŞ çeteleri arasında tek bir çatışma yaşanmamış; taraflardan tek bir kişi ölmemişti.

Bu bal gibi bir kostüm değiştirme operasyonuydu. DAİŞ çeteleri oldukları yerde kaldılar. O günden bugüne Türk ordusu ile birlikte bu şehirde yaşıyorlar. İdlib’de, Efrîn’de, Serêkanîyê’de, Grê Spî’de olduğu gibi.

ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, İsveç ve Almanya bu gerçeği bilmiyor mu? Ya da Türk ordusu ile El Kaide, El Nusra ve DAİŞ çetelerinin artık tek bir ordu haline geldiğinden habersiz olabilirler mi?

ABD eski Güvenlik Danışmanı John Bolton, “Olayların Yaşandığı Oda” isimli kitabında, 2018 yılının son günlerinde, ABD Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey’nin, Trump’a sunduğu, Suriye’nin kuzeyini gösteren renkli bir haritadan söz etmektedir.

Bolton, Jeffrey’nin, “Türkiye’nin işgal edeceği bölgeleri” belirleyerek başkana sunduğunu; ABD Genel Kurmay Başkanı, dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pempeo ve kendisinin böyle bir haritadan haberdar olmadığını yazmaktadır.

Bolton’un sözünü ettiği bu toplantıdan 9 ay sonra, James Jeffrey’nin bu haritası, 23 Eylül 2019 günü, BM Genel Kurulu’nda bu kez TC. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın elinde BM üyelerine gösterilmiştir.

Erdoğan, Rojava toprağı olan bu boyalı kısımların nasıl işgal edileceğini anlatmaktadır. 193 üyesi bulunan BM teşkilatından tek bir Allah’ın kulu çıkıp da, “sen çöl eşkiyası mısın? Korsan mısın? Sokak kabadayısı mısın?” diye sormamıştır.

Devletlerin egemenlik haklarını ve sınırları korumakla görevli BM denilen teşkilat, bir ülkenin başka bir ülkenin topraklarını işgal edemeyeceğini, egemenlik haklarının ihlal edilemeyeceğini söylememiş, söyleyememiştir.

Bu politikalar bugün de olduğu gibi devam ediyor. El Kaide, DAİŞ, Heyet Tahriruş Şam, ÖSO, SMO vb isimler altında, şu veya bu şekilde muhatap alınmakta, Türkiye’nin bu çetelere vekillik, vasilik yapması meşru hale getirilmektedir.

ABD, İngiltere ve AB, Taliban’la görüşmeler yapmakta; Taliban’la işbirliği ve ekonomik destek programları hazırlanmaktadır.

Aynı güçler PKK yöneticilerinin öldürülmesi için para ödülü koymakta; PKK’liler için “terör” ve yasak listeleri hazırlamaktadır.

Kobanê ve Rojava savaşlarında, El Kaide ve DAİŞ çeteleri yenilgiye uğratılmış ve tüm insanlık için büyük bir tehlike bertaraf edilmiştir. Bu gerçek, dünya kamuoyu tarafından da bilinmekte taktir edilmektedir. Ancak hala anlaşılmayan başka gerçekler de var.

Yazının girişinde sözü edilen binlerce mezar içinde KDP’lilere, Roj peşmergelerine, ENKS’lilere ait tek bir mezar yoktur. Çünkü bunların direnişin içinde, Rojava’nın savunulmasında ve inşa edilmesinde zerre kadar bir emekleri ve verdikleri bir bedel de yoktur.

Gerçek böyle olduğu halde ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İsveç gibi devletler, Kürt halkına, Rojava ve Şengal özerk yönetimlerine adaletsiz, haksız, gayrimeşru dayatmalarda bulunuyor. “KDP ve ENKS içeri, PKK dışarı” diye adlandırabileceğimiz bir politika dayatılıyor.

“KDP ve ENKS ile askeri, siyasi ve mali konularda ortaklaşmazsanız Türkiye, Rojava’yı ve Şengal’i işgal edecek” tehditi, demoklesin kılıcı gibi Kürt halkının başı üstünde sallandırılıyor.

Rojava ve Şengal neden KDP ve ENKS’ye mecbur ve mahkûm edilsin? Kürdistan’da bir referandum yapılsa Kürt toplumunun yüzde kaçı bu kesimleri kabul eder?

KDP ve HÜDA PAR dışındaki tüm kürt partileri Rojava ve Şengal’in özerk yönetimini kabul ettikleri halde, BM, ABD ve AB neden ve hangi hakla KDP ve ENKS’yi dayatıyor?

Ayrıca çok açıktır ki Kürtlerin, Rojava ve Şengal’de KDP-ENKS-Roj Peşmergelerini kabul etmesi demek, doğrudan Türk devletini kabul etmesi anlamına gelir.

Dayatma yapan bu devletler büyük ve güçlü devletler olabilir. Ama dayatmaları ve önermeleri çok basit, çok adi ve çok ucuzdur.

Bu dayatmalar ve şantajlar, büyük ve uygar devletlerin politikaları olamaz. Olsa olsa, ileride uluslararası ilişkiler tarihi dersinde, etik ve ahlak dışı tutumlar olarak örnek gösterilebilir.

Ferda ÇETİN yazdı

İlginizi çekebilecek yazılar

Tags:

Benzer Yazılar

Menü