Türkiye, Suriye’den ne zaman çıkacak?

Erdoğan’ın beklentilerinin SDG komutanları ve halk öncülerinin katledilmesi ve bunun için istihbarat paylaşımının sağlanmasıdır. Böyle olmasa Erdoğan Irak ve Suriye’de bu kadar at koşturamaz ve katliamlar yapamaz.

ZEKİ AKIL

Türk devleti öldürmeye ve daha büyük katliamlar için hazırlıklar yapmaya devam ediyor. Son günlerde daha çok devrimci kadınları hedeflerine koymuşlar. Rojava’da Jiyan, Roj ve Barin SİHA’larla katledildi. Onlardan önce Mızgîn Kobanê vurulmuştu. Son olarak MİT’in büyük bir marifet sergilemiş gibi Süleymaniye’de Berivan’ı katlettiğini duyurdular. Devletin resmi görevlileri başka ülkelerde insan avına çıkmışlar. Ve bu katliamları bir başarı ve övünç payesi olarak sunuyorlar.

Türk devletinin soykırımlar üzerine oturduğunu azıcık tarih bilgisi olanlar bilirler. Hitler bile Yahudileri jenoside uğratırken esin kaynağının Türkiye olduğunu belirtmişti. Anadolu ve Mezopotamya’da Ermeniler, Rumlar, Pontus Rumları, Asuri-Süryani halkları yok edildiler. Kürtler üzerinde de yüz yıldır aralıksız süren bir jenosit var. Yahudi ve başka inançtan olanların da Türkiye’deki varlıkları sembolik düzeye inmiş.

Türkiye 1952’de NATO’ya kapağı attı. O tarihten beri de NATO’nun desteğiyle Kürtler üzerindeki jenosit planını uyguluyor. Dünyanın etkili güçleri Türkiye’ye destek vermeseydi bu savaşı ve soykırımı böyle uzun süre sürdüremezdi. Şimdi bu daha fazla böyledir. Kürt halkı örgütlendi ve bu soykırım planını durdurmak istedi. 1975’lerden beri örgütlü bir direniş sergiliyor. Ama ABD ve NATO, Avrupa ülkeleri soykırımcı Türk devletini hep desteklediler.

Jiyan gibi birisi on yıldan fazla bir zamandır DAİŞ’e karşı savaşıyor. Türk devletinin onu katlettiği tarihte de DAİŞ’e karşı kurulan özel kuvvetler komutanlarındandı. ABD’lilerle ortak operasyonları yönetiyordu. Yani ABD’lilerle silah arkadaşıydı. Suriye’de savaşıyor ve çalışıyordu. Türkiye gelip onu kendi topraklarında vurdu. Jiyan’ın vurulduğu Kamışlo gibi bölgelerin hava savunması da ABD’ye, koalisyona aittir. Türk SİHA’larının 28 Temmuz’da vurduğu dört iç güvenlik çalışanın da üçü kadındı. Bunların vurulduğu bölgenin hava savunması da Rusya’ya aittir. ABD ve Rusya’nın sorumluluğunda olan doğu ve kuzey Suriye’de Türk devleti nasıl bu kadar rahat gelip seri katliamlar yapabiliyor?

Türk devletinin havadan ve karadan saldırıları özellikle Tahran zirvesinden sonra hız kazandı. Sözde İran ve Rusya yeni bir işgale karşı yeşil ışık yakmamışlardı! Ama Erdoğan yaptığı açıklamada “beklentilerimiz karşılanmazsa” işgal için operasyonlarımızı yaparız, dedi. Faşist Erdoğan’ın beklentileri ne olabilir? Bu kavramların iyice irdelenmesi gerekir.

SDG komutanları ve halka öncülük yapanların suikastlarla, komplolarla ortadan kaldırılması isteniyor. Amaçları halkı öncüsüz bırakmak ve bölgede istikrarsızlık yaratarak halkı göçe zorlamak ve özerk yönetimleri zayıflatmaktır. İşgalle elde edeceklerini sürekli cinayetler ve top atışlarıyla elde etmek istiyorlar. Özerk yönetimlerin zayıflatılması ve Kürtlerin statüsüz bırakılmasına Rusya ve İran hayır demiyor. Özerk bölgeler güç kaybederse Şam yönetimine yanaşmak zorunda kalacaklar. Güvenlik kaygısı öne çıkarsa demokrasi ve özgürlük talepleri geri plana düşer. Evet, Türkiye yeni bölgeleri işgal ederse gürültü kopar, halk direnir, uluslararası kamuoyu sahiplenir. Ayrıca Türkiye ele geçirdiği bölgeleri terk etmiyor. Bu da İran ve Rusya’yı düşündürüyor. Ama SDG vurulur, özerk bölgeler zayıflatılırsa taraflar için kazan kazan denklemi kurulmuş olur.

Silah arkadaşları Jiyan’ın şehadeti üzerine ABD komutanlığı bir baş sağlığı mesajı yayınladı. Ama Efrîn’de iki Türk askeri vurulduğunda, ki, işgalcidirler, ABD Büyükelçisi hemen kınama mesajı yayınladı. Bunlar üst üste konduğunda Suriye’de bulunan güçlerin SDG’nin tasfiyesi veya zayıflatılmasına ortak oldukları, bir biçimde Erdoğan faşistiyle anlaştıklarını gösteriyor.

Erdoğan, Tahran’da ortak görüş ABD’nin Suriye’den çıkmasıdır, diyor. Rusya ve İran da bu görüşteymiş. ABD zaten Suriye’de kalıcı olmadığını açıklıyor. Ama Türkiye kalıcı olmadığını söylemiyor. Kimse Türkiye’yi davet etmemiş. Ordusunu getirip katliamlar eşliğinde işgalde bulunmuş, işgalle de yetinmiyor. Suriye’nin toprakları üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunuyor. Nüfusla oynuyor. Yüz bine yakın silahlı gücü Suriye ordusuna alternatif olarak örgütlemiş. On binlerce askerle El Nusra’nın elinde olan İdlib’i koruyor. Bir milyon mülteciyi getirip başkalarının topraklarına yerleştireceğini söylüyor.

Rusya ve İran bu zorba ve soykırımcı işgalciyle oturup pazarlık yapıyorlar. Özerk yönetimlerin nasıl tasfiye edileceğini tartışıyorlar. En kötüsü de Türk işgalini meşrulaştırıyorlar. Sanki Türkiye, Suriye’nin ortağı veya vasisiymiş gibi ele alınıyor. Halbuki İran ve Rusya, Türkiye’ye işgale son vermesini dayatmalıydı. Türkiye nasıl ve ne zaman Suriye’den çıkacak, yıkım ve kötülüklerinin önü nasıl alınacak? Tartışılması gereken esas konu budur. Sözde Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliği savunuluyormuş! Özerk bölgelerde yaşayanlar Suriye’nin vatandaşları. Türkiye ise işgalci. Ama işgal eden Suriye’de hak ve söz sahibiymiş gibi meşrulaştırılıyor.

Erdoğan’ın beklentilerinin SDG komutanları ve halk öncülerinin katledilmesi ve bunun için istihbarat paylaşımının sağlanmasıdır. Bu katliamları İran ve Rusya’nın da desteklemesi ve sessiz kalmasıdır. Hedeflediklerini vurabilirsin, biz de sana yardım ederiz, en azından sorun çıkarmayız tutumudur. Aynı şey ABD ve NATO için de geçerlidir. Böyle olmasa Erdoğan Irak ve Suriye’de bu kadar at koşturamaz ve katliamlar yapamaz.

Yeni Özgür Politika

İlginizi çekebilecek yazılar

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü